DÖNEMİN TANIKLARI İLE 27 MAYIS RÖPORTAJI

745922_detay16 TEMMUZ 2009’DA, AYNI GÜN İÇİNDE NİŞANTAŞI, BÜYÜKADA VE SETÜSTÜ’NDEYDİM. HALİT REFİĞ’İN SON RÖPORTAJINI YAPABİLMEK İÇİN. RÖPORTAJIN YAYINLANDIĞI PAZAR GÜNÜ, SABAH 11.00 CİVARINDA BANA BİR TELEFON AÇMIŞ VE, “BEDİA, BUNU YAYINLADIN… VE BENİM GÖZÜM AÇIK GİTMEYECEK, SANA TEŞEKKÜR EDERİM” DEMİŞTİ… KEŞKE GİTMESEYDİ, ONA DAHA SORACAĞIM ÇOK SORU VARDI…
DÖNEMİN TANIKLARI İLE BİR 27 MAYIS RÖPORTAJI..
HALİT REFİĞ’İN SON RÖPORTAJI:

17 Şubat 1959’da Kıbrıs görüşmeleri için İngiltere’ye giden Adnan Menderes ve kurmaylarını taşıyan uçak inişe geçtiği sırada ‘teknik bir arıza’ sonucu düştü. 21 kişilik yolcu ve mürettebattan oluşan Türk heyetinden sadece yedi kişi kurtulabilmişti. Kazadan sağ kurtulanlardan biri de dönemin Başbakanı Adnan Menderes’ti. Başbakan, yurda döndüğünde havalimanında İsmet İnönü’nün karşıladığı Menderes’i coşkuyla karşılayan halk, sokakta neredeyse adak koyunları yerine çocuklarını kesecekti. Başbakan olarak gitmiş, Kıbrıs Fatihi olarak geri dönmüş ve bir kez daha halkın sevgisini kazanmıştı. Üstelik, nasıl ve neden düştüğü de bir muamma olan uçaktan sağ kurtularak bir politikacıdan ilah mertebesine yükselmişti. Halkın Menderes’in kurucusu olduğu Demokrat Parti’ye güveni artarken, Başbakan, Dışişleri Bakanı fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’la birlikte Türkiye’nin açıklarını tespit etmeye başladı. Ülke, bir tarım ülkesi olarak, elinde bolca işlenmesi gereken ürüne sahipti. Fakat bunları işleyecek sanayi altyapıyı tanzim edecek para ve güçten çok uzaktaydı. NATO (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) Türkiye’nin tarım ülkesi olarak kalmasını istiyor, sanayi ülkesi haline gelmesine sıcak bakmıyordu. Çünkü sanayileşme, bağımsızlık demekti. Halit Refiğ’in deyimiyle “söz dinlemeyen bir adam” olan Menderes, gerekli parayı temin edebilmek için müttefiki ABD’den yardım istedi. Kore Savaşı’nda Türk ordusunun ADB askerlerine destek veren ve kritik noktalarda cankurtaran görevi görmesine rağmen istenen yardımı yapmadı. İşte 27 Mayıs’ı başlatan süreç de, bu üç siyasetçinin Türkiye’nin sanayileşme altyapısı için gerekli 300 milyon dolarlık bu paranın peşine düşmesiyle başladı. Yassıada’da mahkemeye çıkarıldığında hakkında 6-7 Eylül olaylarına müdahale etmemek, örtülü ödeneği zimmetine geçirmek, devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak ve anayasayı ihlal etmek gibi birçok suçtan dava açılmıştı. Daha önce kulaktan kulağa yayılan yeni bir tezi, Halit Refiğ ve Üner Kırdar ile konuştuk. Bu da Menders ve iki bakanın Moskova ilişkilerinin NATO tarafından onaylanmaması. Bütün bu süreci gerçek öykülere ve birinci ağızlardan yazılmış kaynaklara göre senaryolaştıran Halit Refiğ ile 27 Mayıs’ı ve Menderesler’i kimin öldürdüğünü, Üner Kırdar ise babası Lütfü Kırdar vasıtası ile tanık olduklarını HABERTÜRK’e anlattı.

Şeytan Aldatması’nı yazma fikri nasıl oluştu?

Hülya Koçyiğit 1994 yılında, bana Adnan Menderes’in eşi Berin Menderes’in hayatını oynamak istediğini ve eşi Selim Soydan da yapımcılığı üsteneceğini söyledi. Filmin senaryosunu yazmamı istiyordu. Sorun, mesleye tek taraflı bakmamaktaydı. Bu nedenle basılmış tüm kaynakları okudum, Hülya Hanım’ın Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes ile yaptığı konuşmayı dinledim.Ancak sadece bir kitap olarak kaldı çalışmamız, filme çekilmeyeceğini sonradan öğrendik.

Senaryonun filmleştirilmesi neden mümkün olmadı?

Film uyarlaması aşamasına gelindiğinde, anlaşılan o ki, başlangıçta Hülya Hanım ve Selim Bey’i teşvik etmiş olanlar, daha sonra bu sözlerini yerine getiremediler. Ben pek şaşırmadım açıkçası.

Peki teşvik edenler, konunun içeriğini bilmiyorlar mıydı?
Elbette biliyorlardı ama konunun kendisi çok hassas. Bu aşamalarda ben yoktum ama bildiğim kadarıyla planlar tatbik edilemedi. Her yönü kamuoyuna yansımış bir konu değil. Adnan Menderes bu ülkenin tabularından biri. Her yönü ile konuşulamıyor, ne ki filme çekilsin.

Menderes ve kurmayları, nasıl bir ihtiyaçtan çıktılar yola?

O dönemde Türkiye’nin sanayileşmeye ihtiyacı vardı. Sanayileşmediği takdirde büyük sosyal patlamalar yaşayacaktık. 6-7 Eylül Olayları da bunun tipik bir tezahürüydü zaten. Ama Türkiye’de gerekli sanayileşme için ihtiyaç duyulan altyapıyı gerçekleştirecek yatırımın sermayesi yoktu. Bunun için burada hesaplanan bir altyapı sermayesi vardı. Bu sermaye de Menderes’lerin peşine düştüğü 300 milyon dolardı.

ABD’den istenen 300 milyon dolar bu altyapı çalışmaları için miydi?

Evet. Aslında 1959’da güvenlik konseyi seçimleri vesilesiyle Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan Amerika’ya gidiyor. Gitmişken o tarihteki başkan Roosevelt ile görüşüyorlar ve ondan bu 300 milyon Dolar krediyi talep ediyorlar.

Fakat ABD bu krediyi vermiyor…

Roosevelt bu kredinin neden istendiğini soruyor. Sanayileşme altyapısı için gerek duyduklarını söylüyorlar. Müttefik olduğumuz için de bunu ABD’den istemekte çekince duymadıklarını dile getiriyorlar. Fakat Roosevelt’in yanıtı, hayır oluyor. Türkiye’nin NATO ittifakı içinde bir tarım ülkesi olduğunu ve NATO’nun tarım ihtiyaçlarını karşıladığını hatırlatıyor. Bu kurulu düzeni bozmayın şeklinde bir reddediliş yaşanıyor.

Mendereslerin sanayileşmede ısrar etmesi hangi sonucu doğurdu?

Böyle bir kredi alabilecek tek bir güç kalıyor ortada. O da Sovyetler Birliği. Lütfü Kırdar, 1960 başında bir tıp kongresine gidiyor. Gitmişken de Sovyet yetkilileri ile bu kredi meselesini görüşüyor. Sovyetler’den kredi isteme fikri de Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşler Dairesi Başkanı Semih Günver’den çıkıyor. Fatin Rüştü’ye o dönemin Rus devlet başkanı Kruşçev’in ılımlı bir politika izlediğini anlatıyor ve kredi konusunda yardımcı olabilecekleri düşüncelerini paylaşıyor.

Fikir Fatin Rüştü’nün aklına yatıyor mu?

Tabi ve hemen sonrasında bunu Adnan Menderes’e açmak istiyorlar. Menderes de Türkiye’nin sanayileşmesi ihtiyacını yeniden gözden geçirerek Lütfü Kırdar’a bu görevi veriyor.

Neden Fatin Rüştü değil de Lütfü Kırdar?
Parayı Fatin Rüştü getirseydi, aynı sonuç, daha hızlı gerçekleşecekti. Lütfü Kırdar sevilen ve saygı duyulan ama hepsinden önemlisi daha çok tanınan bir diplomattı. Parayı kültür alanında isteseler, eyvah Sovyet kültürü getiriliyor denirdi. O yüzden sağlık alanı için istemek daha akıllıcaydı.

Altyapı için aldıklarını söyleyemezler miydi?

Stalin rejimi yüzünden Türkiye’nin Sovyetler ile 1937’de ilişkileri donduruluyor. Bu nedenle de oradan para almanın, ülkeye komünizmi mi getiriyorlar soruları ile de yüzleşmek anlamına gelecekti. Ülkenin satıldığı düşüncesi yayılabilirdi.

MENDERESLER VATANPERVERDİ

ABD’ye başkaldırmayı göze alarak bir vatanperverlik mi gösterilmiş?

Menderesler, kuşkusuz vatanperver bir hareket gerçekleştirdi. Çünkü Amerikan yardımı sayesinde Türkiye’ye traktör girmiş ve tarım alanları iyice açılarak bir kaynak fazlası ortaya çıkmış. Özellikle İstanbul gibi şehirlerin mahallelerinde yığılan gecekondulardaki hayat o bahsettiğimiz sosyal patlama için her geçen gün daha da yoğrulmuş.

Türkiye’nin sanayileşmesini tek istemeyen ABD mi o dönemde?

ABD derken, NATO’yu aklımıza getirmeliyiz. Türkiye’nin sanayileşmesi onu daha bağımsız bir hale getirecekti. Oysa tarım ülkesi olarak kalsa, sanayi ürünleri bakımından hep batıya bağımlı kalacaktı. Ekonomik bağımsızlığın güçlenmesi Türkiye’den başka kimsenin işine gelmezdi.

27 MAYIS NATO DARBESİDİR

NATO, o dönem ikinci en güçlü ordusunun 27 Mayıs darbesini gerçekleştirmesine bu yüzden mi sessiz kalıyor?

Benim bu konudaki keskin düşüncem, 27 Mayıs bir NATO ydarbesidir. NATO tarafından yapılmıştır. Darbeyi ilan eden Alparslan Türkeş de o akşamki konuşmasında, ‘Biz NATO’ya bağlıyız’ demişti.

Menderes bu olan biten içinde nasıl bir sona hazırlandı?

Menderes söz dinlemeyen bir adamdı. Ülkenin menfaati için kalkıp çare aramaya devam etti. Ama ABD, Türkiye’den en çok yardımı gördüğü o dönemde bile vefasız bir müttefik oldu. Bu da adım adım onları sona yaklaştırdı.

Türk halkı Menderes’ten nefret etti mi?

Hayır. Türk halkı ne o günde ne de bugünde Menderes’ten hiçbir zaman nefret etmedi. Sadece halka bazı şeyler anlatılıyordu ve birçok şey de eksik kalıyordu.

Batıdan görmediğimiz yakınlığı Sovyetler’den gördüysek, neden ısrarla batıya yöneldik?

Bizi batıyla nispeten dostluk kurmaya iten neden Sovyet tehdidiydi. Sovyet tehdidi ağır bastığında Türkiye’yi yanlarına kazanmak istediler. Fakat bunu yaparken de asla kendi biçtikleri değerden fazlasını vermediler. Kıbrıs meseleleri yaşanırken, Sovyetler’de rejim devam ediyordu. Ama ne zaman ki Ruslar rejimlerini değiştirdiler, bizim başımızda bir Kürt sorunu belirdi.

Bu 300 milyon Doların ABD’den alınması ile Rusya’dan alınması fark yaratır mıydı?

ABD’den de Rusya’dan alınsaydı da sonuç değişmeyecekti. Belki siyasi açıdan ABD’nin bizden talepleri olabilirdi ancak, Menderes o yolda canını verdikten sonra, aradığından fazlasını Süleyman Demirel temin etti.Demirel Rusya’dan aldığı kredilerle Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Aliminyum Tesisleri ve İskenderun Demir-Çelik’i meydana getirdi. Bu üç temel altyapı, Türkiye’nin bugüne gelmesini sağladı.

DEMİREL PARANIN HAYRINI GÖRDÜ

Demirel, paranın hayrını görebildi mi?

Türkiye’nin kalkınması açısından görmüştür ama o da iki sefer darbe geçirdi. Neyse ki idama kadar gitmedi iş. Zincirbozan’la yetinildi. Dış ticarette sanayi ürünleri birinci sırada geliyorsa bunun köklerini bu dönemlerde aramak gerekir. Ama hiç kolay olmadığını da unutmamalıyız.

Bunların yaşanması gerekir miydi?

Bugün geldiğimiz noktaya bakınca, bunların yaşanması gerekliymiş diyebiliriz. Demirel değil de Ecevit başbakan olmuş olsaydı ya da herhangi başka biri gelseydi de bu doğal ihtiyacı görür ve uygulardı. Ülkenin gerçeği buydu.

Mendereslerin idam edilmesinin hakkı verildi mi?

Bugün Türkiye’de Menders, Zorlu ve Polatkan’ın idam edilmiş olmasını haklı gören kimse kalmamıştır sanıyorum. Adlarına havalimanları açılıyor, anıtlar dikiliyor, kimse de sesini çıkarmıyor.

Krediler istenirken, karşılığında Sovyetler’e ne gibi tavizler verilecekti?

Sovyetler’den kredi istenirken verilecek en büyük taviz, NATO’dan çıkmak olurdu. Fakat böyle bir talep ne Menderes zamanında ne de Demirel zamanında gelmedi.

MENDERES, ZORLU VE POLATKAN’I NATO ASTIRDI

Bu insanların boşuna idam edildiğini mi söylüyorsunuz?

Tam olarak bunu söylüyorum. Ayrıca benim kendi kanaatim her üçünün de katilinin NATO olduğudur. 27 Mayıs darbesini yapanlar, defalarca bizim NATO’ya bağlı olduğumuzu hatırlatarak bunu göstermiş oldular.

O dönem Menderes’in dolabından çamaşır çıkıyordu. Şimdiyse Ergenekon’dan yargılananların dolaplarından da silah, para çıkıyor. Arada benzerlik var mı?

Ciddi bir tutanak olmayınca bu tür şeylere başvuruluyor. O dönemki çarpıklıkların bugün en tipik örneği Ergenekon. Bu laf yüzünden, çok değer verdiğim, Türkiye için hizmetlerini, vatan sevgilerini bildiğim dostlarım şu anda yargılanıyor. Mehmet Haberal ne yapmış, Mustafa Özbek ne yapmış, bana bir anlatın.

O GECE NE OLDU? // ÜNER KIRDAR

Semih Günver, dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, sanayileşme altyapısı için ihtiyaç duyulan sermayenin Rusya’dan alınabileceğini söylediğinde, Zorlu derhal bu fikri Başbakan Adnan Menderes ile paylaştı. O sıralarda, diplomatlığa yavaş yavaş adım atan, Büyükelçilik ve Birlemiş Milletler Kalkınma Fonu Danışmanlığı yapan Üner Kırdar, babası Lütfü Kırdar’ın Moskova görevini aldığı akşamı HABERTÜRK’e anlattı. “Akşam işten eve geldiğimde, evde bir hareketlilik vardı. Annem ve hizmetliler evde telaş halinde koşturuyor, babam sağa dola yapılması gerekenleri anlatıyordu. Fatin Rüştü babamı aramış,. Sayın Başbakan’ın kendisiyle görüşmek istediğini iletmişti. Babam derhal hazırlanıp, Başbakanlık konutuna gidebileceğini söylemişti. Zorlu, buna gerek olmadığını belirtmiş, Başbakan’ın yani Menderes’in bir viski içmek ve evimize misafir olmayı tercih etmişti. Babam bizi üst kata gönderdi. Alt katta yalnız onlar kalmıştı. Babama Ankara’nın en iyi profesörlerinden oluşan bir heyetle için Moskova’ya bir tıp kongresi için gideceğini ve bu sırada da ülkenin ihtiyacı olan sermaye için devlet yetkilileri ile görüşeceğini söylemişlerdi. Babam memnuniyetle kendisine verilen bu görevi kabullenmiş ve birkaç gün içinde hazırlıklarını tamamlayıp, 1960 Ocak ayında heyetle birlikte Moskova’ya gitti. Orada Stalin’in mezarını ziyaret etmişler, babam soğuktan kalp spazmı geçirmiş fakat 10 gün süren görüşmelerin olumlu geçtiği müjdesiyle dönmüştü. Bunun üstüne Adnan Menderes, Moskova’ya gideceğini Nisan ayında açıkladı. 27 Mayıs’ta ise darbe gerçekleşti. Yassıada’dan çıktıktan üç ay sonra ölen babamın anneme vasiyeti, Üner siyasete girmesin olmuştu.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s