ince, uzun, elbette karanlık

Yıllar karışıyor, hangi seneydi diye sordum Emre’ye, 2002 dedi.
Assos’tan Çanakkale’ye bir yol gider, ince ve elbette uzun, geceleri karanlık. Gökyüzü açıksa, dolunay varsa şanslı sayardım kendimi, belki önüme çıkacak  bir dağa çarpmaktan onlar sayesinde son anda kurtulabilirdim.

Bir araba insan doluşup, çapamızı, malamızı, işte ne bileyim metremizi, rapido kalemlerimizi, ahşap iskemlelerimizi, aydinger kağıtlarımızı, diğer kağıtlarımızı, tüm kağıtlarımızı geride bırakıp yola çıktık. Assos’tan Çanakkale’ye. Bir araba insan. Kaç kişiydik diye sordum Emre’ye, rakamla 5 dedi. Sinan, İlkay, Gülin, Emre, ben.. Beş ettik.

Assos’tan Çanakkale’ye giden uzun, ince, geceleri karanlık yolda, ay bir başka galaksiyle buluşmaya gitmişken ve yıldızlar bir şeylerin arkasında kalmışken arabadan indim. Bir oyun edecektim aklım sıra. Birden duracaktı araba ve ben inecektim. Anlaştık Sinan’la, durdurdu arabayı. Ben indim ve onlar arabayı sürmeye, ben yolda yürümeye devam ettik. Araba gözden kaybolduğunda, ilkin annemi düşündüm. İşte o anda annemi düşünmesem belki korkular da peşi sıra gelmeyecekti. Mesela o sırada annem yerine Michael Jackson’u filan düşünsem belki dans etmeye bile başlardım. Tabii o zaman şimdilerde dinlediğimiz şarkılar da yoktu, onlar olsa yine bir nebze rahat ederdim, neşeli olurdum ama belki hayvanlar yine de gelirdi. Hayvanlar korkunun kokusuna geliyor, bu doğru. Annemin hayaliyle birlikte içime bir anda yerleşen yok olup gitme korkusu, geride bıraktığım fırçalarımız, aydinger kağıtlarımız, şimdi ismini veremeyeceğim birinin asetona yatırıp çürüttüğü rapido kalemlerimiz, diğer kalemlerimiz, bütün kalemlerimiz, içinde akrep ve çıyanlarla sakince uyuduğumuz taş evlerimiz, ceza olarak boyamamız gereken o koca su tankeri, hatta ellerim, evet ellerim de geride kalmıştı, onları da kaybedecek olmak, hiçbirini bir daha göremeyecek olmak, endişelendirdi.

Endişe insandan daha büyüktür ama insan da gökyüzünden büyüktür. Daha güzel asla değil ama daha büyük. Korkuyla karanlık ne zaman tanışır, ahbap olur, çocukluğumuzun hangi gününde? Annemin karnı da karanlıktı, öyleyse hiç korkmamalıyım. Korktum. Ulumalar işittim. Korkumun kokusunu alıp, az sonra beni yemeye gelecek olan gececil, kötücül, korkucul varlıklar. Hangi dilde konuşacaktım onlarla? Okulda zar zor öğrendiğimiz Eski Yunanca mı? Evet, Assos’tan Çanakkale’ye giden bu yolda olsa olsa bu dil konuşulurdu. Bekledim, gelen giden olmadı.

Yine de iyiydim. Anneme rağmen iyiydim ve bir parçasıydım bu gezegenin. Beni kimse koparamazdı o günlerde oralardan. Arabanın ışığı yeniden belirdi, şaka bitmişti. Arabadakiler benden daha çok korkmuştu, onların da bir parçasıydım. Bilmiyorum ki nasıl desem, iyiydim yine de.

Bir daha beni kimsenin yol ortasında -sırf canım istedi diye- bırakmayacağını bilemezdim. İstesem de bırakmayacaklarını.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s