edebi alıştırmalar

tabi blog, insanın tercih ettiği kadar, tercih ettiği konularda, tercih ettiği biçimde yazabileceği bir mecra. itirazım yok. ama fikirlerimiz arasında uçuşup gezinirken, parmaklarımızın hafızasını diri tutup, kimi zaman tazelerken, edebi alıştırmalar yapma ihtiyacı duyarız ve evet, elbette gerçek hayattan besleniriz bunun için. ama gerçek hayatımızı ifşa edecek kadar içten olabilir miyiz her zaman? zannetmiyorum. bunu bir ağaç gibi düşünürsek, meyvesiyle yetinip, hep ilkbahar halini sergilemeyi yeğleriz. instagram hesabımı takip edenler bilirler, ben sonbahar bitkilerini filan epeyce severim, kurumamış ama yapraklarından, süsünden püsünden sıyrılmış, kendini sade iskeletiyle, kıvrımları, kırıkları ve eğri büğrülükleriyle ortaya koymasını beğenirim doğanın. kötü taraflarımızdan bahsedişim belki onların o haline imrenmemdendir ya da insanların kırgın, dalgın, naif taraflarıyla daha çok ilgilenmem, yine bundandır.

neyse işte, insan neyi beklediğini bilmeden bekliyor.
biri gelip, tüm gezegeni kast ederek, ‘sahi sen ne duruyorsun burada’ diye soracak olsa, verecek cevap nedir?
her şey hemen olsun istiyoruz çoğu zaman, bazı karşılaşmaları bir hayata dönüştürmeye çalışmamız da biraz bu yüzden sanırım.

benim bile baştan sona bir caz müzik albümü dinleyebileceğim bir zaman gelebiliyormuş demek ki. albümün bitmesini, şarkıların sonuna gelmeyi beklemek de bir tür sabır. ‘sabırsızsın’ denmedi pek bana, sabırsız olduğum konular olsa da. sabırla sınandım, topraktan aldığım için direncimi, elimle yukarıyı gösterdim sana, yukarıyla aram iyi diye. elbette anadolu, elbette şaman. elbette geçmiş ve elbette sümerler’den beri bir testi su bırakılır bizim oralarda, mezarların başına.

bunlar hep yürürken geliyor aklıma, yürürken kalp bir ritm buluyor, muhtemelen işte ilk ritm o. ben herkesin ilk ritminde yürüdüğüne inanıyorum. ana rahmindeki o ritm. işte bu yüzden birlikte yürüyebilmek önemli, çünkü annenin karnında nasıl attıysa kalbin ilk, sonra da öyle atmak istiyor. bunu hatırlamak, hatırlamaya çalışmak zaten başlı başına bir mucize. beraber yürüyebilmek de tam bunu anlatıyor. yine bu yüzden her insanla yan yana yürüyemeyebiliyoruz. kısa mesafeler gidip, bundan mutlu da olabilir insan, mutfaktan salona kadar mesela. ama uzun yürüyüşleri tercih ederim.

cenazende taziyeleri kim kabul edecek sorusu?

sonra bir bakıyorsun
senden daha iyi bir çiçek zaten açmış duruyor orada
iyi bir çiçek
zamanında.

neden bir türlü sesini tutamıyorum aklımda bilmiyorum
dinlemediğimden değil bu kesin,
bir ay önce konuştuğum manavın, ilaç aldığım eczacının, para uzattığım taksicinin bile sesi aşağı yukarı aklımdayken, bu nasıl olabiliyor bilmiyorum. koku hafızası, görüntü hafızası, ses hafızası derken, katmanlar arasında geçişler zorlaşabiliyor. ya da aklımın bir bildiği var, hafızasında değil, yanında istiyor belki. we will see…

herkesi bir kere çağırmalıyız hayatta
her bir ve tek çağrıya yanıt vermeliyiz öyle ya da böyle

daha açık söyleyeyim
cenazemde taziyeleri kabul et isterdim
karamsar değil, gerçekçiyim
yürüyen insanla yürümeyen insan bir değil.

David le Breton / Yürümeye Övgü’den bir pasaj

Yürüyüş dünyaya açılmadır. İnsanı mutlu yaşam duyguları içinde yeniden oluşturur. Tam bir duyumsallık isteyen derin düşünmenin etkin bir biçimine sokar insanı. İnsan bazen yürüyüşten değişmiş olarak döner ve çağdaş yaşamlarımızda ağır basan ivediliğe boyun eğmekten çok zamanın keyfini çıkarmaya eğilimli hisseder. Yürümek geçici ya da kalıcı olarak bedenle yaşamaktır. Ormanlarda, yollarda ya da patikalarda yürümek dünyanın düzensizlikleri karşısında gittikçe artan sorumluluklarımızdan uzaklaştırmaz bizi, soluklanmamızı, duyularımızı keskinleştirmemizi, meraklarımızı yenilememizi sağlar. Yürüyüş çoğu zaman insanın kendi içinde yoğunlaşmasını sağlayan bir dönemeçtir.

aynı kitaptan birkaç not

-Otomobil, bedeni milyonlarca insan için neredeyse gereksiz hale getirmiştir.

-Beden modernitenin karşıında bir engeldir. İnsanın çevre üstündeki özel etkinliklerinin kısıtlanmasını kabul etmek daha bir zorlaşmaktadır böylece. Bu silinme insanın dünya görüşünü olumsuz etkilemekte, gerçeklikle ilgili eylem alanını sınırlamakta, kararlılık duygusunu kısıtlamakta, olaylar ve nesnelerle ilgili bilgilerini zayıflatmaktadır.

-Çağdaş dünya bağlamında yürümek bir nostalji ya da direniş biçimini akla getirebilir. Yürüyüşçüler dünyanın çıplaklığı içinde bedensel maceralar yaşamak amacıyla arabalarından saatlerce ya da günlerce çıkmayı kabul eden ilginç kişilerdir. Yürüyüş, yürüyüşçünün özgürlük düzeyine göre farklı tonlarla bedenin zaferidir.

-Yürüyüş, dünyanın uçsuz bucaksızlığını bedenin oranlarına indirger.

-Yürüyüş nesnelerin anlamını ve bedelini hatırlatan bir tanıma biçimi, olayların tadına varabilmek için son derece kazançlı bir dolambaçtır.

1 comment
  1. s0rcererq said:

    Yürüyüş, saat yönünün tersine yürürseniz, zamanı geri alır, gözlerdeki yaşı, kalplerdeki ağrıyı, üzüntüleri, kayıpları..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s